top of page

Enerji Söyleşileri 3 - Nigar Gökmen

EPAM vek copy.png

Enerji Söyleşileri serimiz ile enerji sektörünün farklı alanlarında faaliyet gösteren uzmanların tecrübelerini bir araya getirmeyi amaçlıyoruz.

 

Üçüncü bölümde Esin Avukatlık Ortaklığı Enerji, Maden ve Altyapı Birimi Yöneticisi Sayın Av. Nigar Gökmen ile enerji, iklim ve sürdürülebilirlik alanında yaptıkları son faaliyetleri, günlük çalışmasında uyguladığı yöntemleri ve gelecekte enerji ve iklim alanında çalışma yapabilmek için hukukçuların edinmesi gereken becerileri konuştuk.

Transkript

Gökberk Bilgin: Değerli misafirlerimiz, Enerji Söyleşileri’nin yeni bölümüne hoş geldiniz! Üçüncü haftamızda konuğumuz Esin Avukatlık Ortaklığı’ndan Enerji, Madencilik ve Altyapı Birimi yöneticisi sayın Avukat Nigar Gökmen. Nigar Hanım aslında Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunlarımızdan ve Bilkent Enerji Politikaları Araştırma Merkezi’ni kırmayarak ikinci kez bu etkinliğimizde bize konuk oluyor. Kendisine hoş geldiniz diyorum. Nigar Hanım hem etkinliğimize hem de sanal da olsa evimize hoş geldiniz demek isterim. 

Nigar Gökmen: Hoş buldum! Çok teşekkürler davetiniz için, ben de çok mutlu oldum. Memnuniyetle katılıyorum okulumuzun bütün etkinliklerine. Bunun için özellikle mutluyum aynı zamanda öğrenci arkadaşlarımızla birlikte olacağı için.

GB: Bizler teşekkür ederiz. Bu etkinlik serimiz direk enerji gündemini tartışmaktan ziyade sizlerin de tecrübelerini dinlemek üzerine kurulu olduğu için ben ilk klasik sorumuzla başlamak istiyorum. Siz enerji sektörüne, hukuk ve enerji sektörüne demek daha doğru olacaktır sanırım, nasıl ilginiz başladı? Hangi süreçlerden geçerek kariyerinizde bu noktaya geldiniz? Kısaca bahsedebilir misiniz?

NG: Tabi memnuniyetle. Bu yoğunluktan sorularınıza bakamadım diye biraz endişeliydim ama eğer böyle başlıyorsak sorulara rahatlayabilirim birazcık. Çok fazla da konuştuğumuz bir konu hem stajyer arkadaşlarla hem de stajyerlik için başvuru yapan arkadaşlarla, özellikle öğrenciliği devam eden müstakbel meslektaşlarımla diyeyim. Benim enerji hukukuna başlamam birazcık aslına bakarsanız tesadüf, çok bilinçli bir tercih olmadı. Ben konuştuğunuz gibi Bilkent mezunuyum. Ankara’da o zaman bir avukatlık bürosunda başlamıştım. O zaman White & Case’in Ankara’da şubesi vardı, şimdi Çakmak Avukatlık Ortaklığı olarak devam ediyor. Bilkent’ten mezun olunca, zaten orada Bilkent’teyken yaz stajı yaparak başlamıştım, meslek hayatıma orada devam ettim. Ve Ankara da enerji hukuku bakımından aslında yoğunlaşmış bir yer diyebilirim. Birazcık enerji hukukundan bahsederken, zaten söyleyeceğim, enerji hukuku idare ile ve idari düzenlemelerle de çok ilgili olduğu için Ankara’da bunun bir nevi merkezi niteliğinde oluyor ister istemez. Dolayısıyla bu işlerle haşır neşir oldum çalışmaya başladığım yer sebebiyle diyeyim. Fakat sonradan çok sevdim diyeyim çünkü bana çok farklı yetenekler, çok farklı kaslar kazandırdı. Hani tesadüfen başlayan bir şey aslında iyiye evirilmiş oldu. Daha sonra İstanbul’a taşındım. Şimdi Esin Avukatlık ortaklığında, Esin aynı zamandan Baker McKenzie Türkiye İstanbul Şubesi, Enerji Departmanı’nın Enerji, Maden ve Altyapı Departmanı’nın başındayım. Enerji hukuku ile ilgili şimdi aslında geçmişe nazaran çok daha bilinçli bir ortam var. Yani şu andaki sisteme, şu andaki öğretilenlere ya da takip ettiğimiz gelişmelere bakarak söyleyebilirim ki öğrenciler ve bu hukuk dalını seçmek isteyen insanlar çok daha bilinçli araştırmalar yapıyorlar ve bu araştırmaları yapabilecekleri kaynaklar da sayıca çoğaldı. Ben 12 yıl önce başladım mesleğe. Ben mesleğe başladığım zaman bu konular bu kadar gelişmiş ve bu kadar tartışılan konular değildi. Enerji piyasasının kendi görünümü de çok farklıydı. Şimdi 12 yıl önce, hala aslında bugün de öyle yani büyük ölçüde öyle olmaya devam ediyor bunu değiştirmeye çalışsak da ama o zaman daha fosil yakıtlara dayalı daha geleneksel bir enerji anlayış vardı. Ama benim mesleğe başladığım yıllarda bu yenilenebilir enerjiye yönelim yavaş yavaş artıyordu, teşvikler verilmeye başlanmıştı, uygulanan teşviklerin artısı etkisi ve olumlu katkıları görülmeye başlanmıştı. Dolayısıyla ben biraz böyle geçiş döneminde başladım enerji hukukuna ve enerji piyasası ile ilgilenmeye diyeyim. Şimdi ise enerji piyasası epey görünüm değiştirdi. Fosil yakıtlara verilen teşvikler çok çok azaltıldı. Var olan teşvikler korunmaya devam edilse de yeni teşvikleri artık görmüyoruz yenilenebilir enerjiye tamamen yönelim başladı. Zaten bu karbon ayak izinin azaltma, sürdürülebilirlik gibi endişelerle birlikte enerji piyasası nerdeyse baştan sona değişti diyebilirim. O yüzden ben karşılaştırma yaparsam benim mesleğe başladığım zamanki enerji piyasasında belki de hukukçular özellikle bu piyasada çalışalım demezlerdi. Ama şu anda enerji piyasası çok farklı bir görünüm kazandı. Dünyamız için çevremiz için önemsediğimiz konuları baz alan farklı bir yörünge kazandı, farklı bir yörüngeye girdi. Dolayısıyla bugün enerji piyasasında enerji hukuku geçmişten de önemli bir hale geldi ve daha tercih edilebilir, üzerinde daha çok konuşulabilir ve kafa yorulabilir hale geldi diye düşünüyorum ben. Özellikle sürdürülebilirlik endişesinin de katkısıyla. Aslında bu soruda iki tane soru vardı. Biri de benim neden hukuk fakültesi seçtiğimdi galiba diğeri. Hukuk fakültesi aslında çocukluktan beri bir şekilde bu tarz konuları okumaya bunlarla ilgilenmeye aslında hem devlet yönetimi hem de bu düzenlemelerin bu büyük mekanizmaların, çünkü devlet dediğimiz mekanizmalar çok büyük mekanizmalar ve çok geçmişe gidersek belki de romanın kuruluşuna gidersek bu mekanizmanın ilk şehir devletlerinden beri yönetilmesi, değişikliğe uğramış, değişik bölgelerde farklı farklı yöntemler kullanılmış ve hukukun yaratılması benim her zaman dikkatimi çekmişti yaptığım okumalarda, üzerine çalıştığım konularda. Nihayetinde de lisede hukuk fakültesi okumaya karar verdim. O tamamen bir ilgi alanı. Enerji hukuku gibi güzel bir tesadüf değil, ilgi alanı olmuş oldu. Enerji hukuku da üzerine güzel bir tesadüf oldu.    

GB: Çok güzel Nigar Hanım. Şu konu nasıl gelişti peki; şimdi enerji sektöründen bahsettiniz ve siz aslında çok önemli dönüşümlerin olduğu bir periyodun başında kariyerinizin başında başlamışsınız. Ve bu daha da sonra giderek hızlanarak devam etti. Dolayısıyla çok fazla yeni kavrama, çok fazla yeni teknolojiye, çok farklı alanlarda faaliyet gösteren şirketlerin bir arada çalışmasına ve daha pek çok yeni zorlukla karşı karşıya kalmış olmalısınız bu süreçte. Bu adaptasyon sürecinde kendinizi nasıl eğittiniz diye sorayım. Çünkü hem teknolojiye uyum sağlamak hem de bir taraftan da müvekkillerinizin haklarını savunmak ve bunu en iyi, üst seviyede yapabiliyor olmak günümüzde çok zor bir şey. Çünkü her saniye hemen hemen yeni teknolojiler gelişebiliyor, her saniye oluşan bir gelişme ile bütün paradigmalar değişebiliyor. Bu süreçte güncel kalabilmek adına ne gibi çalışmalar yaptınız?

 

NG: Dediğiniz gibi enerji piyasası büyük bir dönüşüme gidince enerji piyasası hakkındaki düzenlemeler de tabii ki aynı şekilde uyum sağlamak amacıyla defalarca değişiyor. Biz sadece bu değişiklikleri takip etmek için ekibimizden arkadaşlar görevlendiriyoruz ki onlar günlük olarak hem Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun, hem bakanlığın duyurularını hem de mevzuatı ve Resmi Gazeteyi takip ediyorlar çünkü bu tamamen günlük değişen bir mesele haline geldi artık hayatımızda. Örneğin şunu örnek verebilirim hukuk fakültesinden arkadaşlarımız zaten piyasaya hakimdir ama şimdi birçok faaliyet alanı var; M&A yani, birleşme ve devralmalar gibi ya da iş hukuku gibi. Bu faaliyet alanlarında hukukta her gün bir mevzuat değişikliği görmeyiz. Yani bir borçlar kanunu, M&A deallarında dikkate alacak olursak borçlar kanununun özellikle çok dikkate alındığını, her gün değişmez hayatımızda. Bunda belirli aralıklarda ancak değişiklikler olur. Fakat enerji piyasası, enerji hukuku sektör özelinde bir düzenleme içerdiği için ve sektör her gün değiştiği için gerçekten günlük olarak değişiklikler, kurul kararları, sadece kanun değil yönetmelikleri, tebliğleri, kurul kararları hepsinde bir sürü değişiklik oluyor. Ve bu konuda kendimizi güncel tutmak aslında dinamik bir sektör (olmasıyla bağlantılı). O yüzden ister istemez kendimizi güncel tutuyoruz çünkü her gün takip etmek zorundayız. Bu da bize büyük bir iş yükü de yaratıyor aynı zamanda. Müvekkillerimizin haklarını nasıl koruyoruz bu ortamda dersek, enerji hukuku dediğimiz hukukun temelini idare hukuku oluşturuyor. Hatta biraz daha baştan başlamak istiyorum. Şimdi enerji dediğimiz kavram tamamen bir kamu hizmetinin yansıması diyebiliriz, çünkü enerjiyi hayatımızdan çıkarttığımız anda her şey hayatımızdan çıkıyor. Bütün teknolojik gelişmeler, hatta gıdaya erişimimiz, temiz suya erişimimiz… Yani enerjiyi hayatımızdan çıkarttığımızda bütün yaşamımızı hayatımızdan çıkarmış oluyoruz. Ve dolaysıyla enerji hayatımızın merkez noktası diyebilirim. Şimdi böyle bir konunun piyasada yoğun düzenlemeye tabi olmaması mümkün değil. Dolayısıyla enerji hukukunun enerji piyasasında gösterilen faaliyetlerin her alanı devlet tarafından düzenlenmiş durumda ve düzenlemeye de devam ediyor. Bir yandan enerji piyasasında şöyle bir endişe var; bir yandan enerji hukukunu düzenleyelim, enerji hukukunun her dalında her tarafında düzenlemeye tabi olsun yapılacak olan faaliyetler. Ama diğer yandan da her şeyi düzenlediğiniz anda piyasanın gelişimini engelliyorsunuz, piyasadaki rekabeti engelliyorsunuz. Bu da piyasanın gelişmesini engelleyen bir durum. Yani teknolojik yenilikler de dahil olmak üzere bir piyasanın gelişmesi için o piyasanın aynı zamanda serbestleşmesi gerekir. Piyasadaki fiyatların iyileşmesi için de piyasanın serbestleşmesi gerekir. Bu yüzden enerji hukuku dediğimiz alan hem idare tarafından yoğun bir şekilde düzenlenmiş bir alan, hem de bir yandan piyasadaki faaliyetlerin yine düzenlemeler çerçevesinde serbestleşmesine çalışılıyor. Şimdi biz bu çerçevede nasıl koruyoruz müvekkillerimizin haklarını ve neler çıkıyor karşımıza? Enerji hukuku düzenlemeye tabi olduğu için, enerjinin sunulması inşalara bir kamu hizmeti niteliğinde olduğu için bu konularda yapılacak faaliyetler lisanslara tabi, yönetmeliklere tabi, düzenlemelere tabi. Bunlar değiştiği zaman enerji piyasasındaki oyuncuların tabii ki haklarında da aslında oynamalar olacağı düşünülür. Fakat Türk İdare Hukuku’nda, şimdi bu idare hukuku baz demiştik, kazanılan hakların korunması prensibi uygulanıyor. Dolaysıyla bir enerji şirketine enerji piyasasında faaliyet gösteren bir oyuncuya bir hak verilmişse o kazanılmış hak olarak korunuyor ve o kişinin o oyuncunun piyasada zarar almaması için kanun değişse bile yönetmelik değişse bile o hak verildiği zamanki gibi uygulanmaya devam ediyor. Örnek verelim, fosil yakıtlara teşvik şu an verilmiyor diyelim ki fakat 10 yıl önce bir teşvik verilmişse ve bu teşvikin devam etmesi gerekiyorsa ve 15 yıl için verilmişse o teşvik hala süresi korunuyor ve devam edecek oluyor. Bazı durumlarda kamuya çok büyük zarar veren hallerde; yani bir proje vardır, izin verilmiştir projenin yapılmasına ama çevreye öyle bir zarar veriyordu ki kamu bundan çok büyük bir zarar görecektir, gelecek nesiller de belki bir zarar görecektir, bu gibi durumlarda idare gerekiyorsa bir tazminat ödemesi yaparak ya da gerekiyorsa başka şekilde bir uygulama öngörerek tabi bazı müdahalelerde bulunabilir. Hani her zaman kazanılmış hak yüzde yüzle kesindir, ne olursa olsun bu değiştirilemez diyemeyiz çünkü kamunun çok büyük zarar gördüğü yerlerde tabii ki her şey tartışmaya açılır. Ama bu gibi çok olağanüstü, çok ekstrem durumlar olmadığı sürece genel olarak idare hukukunun prensipleri enerji hukukunda da enerji piyasasında da uygulanıyor. Dolayısıyla değişiklikler yapılsa dahi kazanılmış hakları bu çerçevede koruyabiliyoruz. Ama tabii ki şöyle endişeler çok çıkıyor ve özellikle yabancı müvekkillerimizle şunu çok tartışıyoruz: Yani bir yatırım yapacak olan kişiye daha hakkını kazanmamış olacak yani yatırımı planlıyor. “Bu mevzuat nasıl değişir?”, “Ne kadar sürede yenilenir?”, “Ben acaba bunu yapana kadar aksi bir düzenleme gelir mi?”, “İlerde geriye dönük değişir mi?” diye tabii ki endişelere sahip oluyor. Ama bu sadece Türk hukuku bakımından değil bütün dünyada var olan bir endişe çünkü dediğim gibi piyasa çok çabuk şu anda şekil değiştiriyor ve devam ediyor buna ve devam edecek. Tabii ki yasaların da bunlara ayak uydurması gerekiyor. Örnek vereyim şu anda yenilenebilir enerji projelerin desteklenmesi için bir sürü mevzuat değişikliği yapıldı ve daha da yapılmasını bekliyoruz.  

 

NG: Aksi bir yönde karbon ayak izinin azaltılmasına çalışıldığı için ve fosil yakıtlar için böyle gelişmeler şimdilik beklemiyoruz diyebilirim. Yani birazcık uygulamada, günlük işlerde değerlendirmekle beraber müvekkillerimizin haklarını yine idare hukukununemel prensipleri çerçevesinde koruyoruz diye kısa bir cevap vereyim. Enerji hukuku için idare hukukunu bilmek olmazsa olmaz diyeyim bu kapsamda.

 

GB: Çok teşekkürler. Peki Türkiye özelinde konuştuğumuz zaman Türkiye’deki bu hukuki ortamı nasıl değerlendiriyorsunuz? Sık güncellemelerden bahsettiniz. Dünya ile kıyasladığınız zaman Türkiye tam olarak nerede ve öncelikli olarak sizlerin bahsettiği yenilenebilir enerji kaynaklarının yaygınlaşması ve karbon ayak izinin azaltılması gibi noktalarda örneğin 2053 yılında koyduğumuz net-sıfır hedefine yaklaşan çalışmalar için adımlar atılmaya başlandı mı yoksa hala geliştirileceğine inandığınız yerler var mı? Şu anki mevzuat sistemi hedeflerinizle uyuşuyor mu?

 

NG: Yenilenebilir enerji için Türkiye, çok güzel bir adım attı. Bundan on yıl kadar önce, hatta on bir yıl önce, YEKDEM diye bir mekanizma sisteme soktu. Yenilenebilir Enerji Destekleme Mekanizması. Bu mekanizmayla enerji piyasasında nasıl elektrik satıldığına, belki çok iyi takip etmeyen öğrenci arkadaşlarımız olabilir; onlar için çok kısa bir özet geçmem gerekirse: enerji satışı ikili anlaşmalarla doğrudan üreticiye ve enerjiyi tüketecek kişi arasında da yapılabiliyor ya da bizim kişisel aboneliklerimiz gibi bir dağıtım görevli tedarik şirketinden enerji alarak da yapılabiliyor elektrik satın alarak. Aynı zamanda üreticiler, bu elektriği YEKDEM sistemine de satabiliyor yenilenebilir enerji kaynaklarından eğer elektrik üretiyorlarsa. YEKDEM sisteminden satmak ne demek? Bu elektriği devlete, devletin garanti ettiği belirli fiyatlar üzerinden satmak demek. Yani devlet diyor ki sen yeter ki yenilenebilir enerjiden elektrik üret, ben bu elektriği şu fiyattan garanti ediyorum ve bunu satın alacağım; şu kadar yıl diye de onu belirtiyor ve o süre de on yıl. Türkiye bu sistemi getirerek çok büyük bir atılım gerçekleştirdi. Bu sistem gerçekten Türkiye’deki yenilenebilir enerji projelerini ve sayısını epey arttırdı ve çok güzel sonuçlar verdi. O açıdan Türkiye’deki gelişimi çok olumlu buluyorum. Ancak bunun mevcut konjonktürde daha değişik mekanizmalarla desteklenme ihtiyacı ortaya çıktı. Önce burada bu destekleme mekanizması eskiden tamamen dolar üzerindendi, dolar bazlı bir destekleme mekanizmasıydı; garanti edilen fiyatlar dolar fiyatlardı. Şimdi o fiyatların yaklaşık yarısına yakını TL’ye çevrildi ve kalan yarısı dolar ve euro üzerinden bir endeksleme yasaya tabi olacak. Dolayısıyla burada YEKDEM mekanizmasında yatırımcıyı biraz acaba diye düşündürten bir değişiklik oldu Türkiye’de. Bu değişiklikten bu yana da yenilenebilir enerji yatırımlarında biraz bir durağanlık gözleniyor. O yüzden Türkiye geçmişte yaptığı atılımlarının sonuçlarını aldı. Şimdi de belki yeni bir atılım yaparak ikili enerji satış anlaşmalarının önünü açacak mevzuat değişiklikleri yapmasını bekliyoruz. Piyasadaki genel beklenti de enerji piyasasındaki oyuncuların genel beklentisi de bu yönde çünkü YEKDEM mekanizması, söylediğim gibi, özellikle Türk lirasına çevrildiğinde ve enerji piyasasında şunu da not edeyim, yabancı yatırımcı olmasa bile yabancı, yurt dışında üretilmiş ithal ekipman kullanımı yüksek olduğu için bu tür fiyatların dövize ya da Türk lirasına endeksli olması çok büyük önem taşıyor projelerin yapılması için. Dolayısıyla YEKDEM sistemi eskisi kadar çekici değilse bunu başka bir sistemle desteklemek gerekecek. O da bütün dünyada şu anda, aslında bu konuda da Türkiye dünyadaki gelişmelere paralel gidecek gibi görünüyor. Bütün dünyada şu anda Corporate Power Purchase Agreement diye adlandırdığımız bir yapı düzenleniyor. Bu yapıda da yenilenebilir elektrik üretim tesislerinden, yenilenebilir enerjiye dayalı üretim tesislerinden, doğrudan tüketicilere elektrik satılmasının ve uzun dönemli satılmasının önünün açılması bekleniyor. Zaten biz elektriği satamaz mıyız, ikili sözleşmeyle satacağız fakat neden olmuyor, neden düzenleme bekleniyor bununla ilgili gibi sorular beklenebilir. Ama enerji tesislerinin yapımını o kadar basite indirgeyemiyoruz. Hem sisteme bağlantıları, iletim şebekelerine bağlantılarının özel düzenlemeleri olduğu için hem de aynı zamanda elektrik piyasasında böyle uzun dönemde anlaşmalar yapmanın rekabet hukukuna da dayanacak yerleri olduğu için. Yani siz bir kişiden elektrik satın alacağım diye on yıllık bir anlaşma yaptığınızda o rekabet hukukundaki beş yıllık sınıra da takılmış oluyor. Dolayısıyla bu Corporate Power Purchase Agreement için özel teşvikler, bunların yapılması için özel teşvikler, santraller kurulurken biz çok fazla izinlere ilişkin soru ve sorunla karşılaşıyoruz. Santral kurulumuna ilişkin izinler için öngörülen süreçlerin kolaylaştırılması, yenilenebilir enerji santralleri için bu süreçlerin kısaltılması ve belki de ek vergi teşvikleri gibi düzenlemelerle yenilenebilir enerji tesislerinin desteklenmeye devam edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yani YEKDEM’in baskın olduğu eski piyasa görünümü artık şu anda yine bir kabuk değiştiriyor. Şu anda da tam o dönemdeyiz. Bu dönemde de birçok değişikliği görmeye devam edeceğiz. Geçtiğimiz yıl mesela, yenilenebilir enerji projelerinde şöyle bir sıkıntı da var. Yenilenebilir enerji, fosil yakıtlar gibi kontrol edilebilen bir enerji kaynağı değil. Örneğin fosil yakıtlarda santrali kapatırsınız, ertesi gün santrali açarsınız ve bu gayet yönetilebilir bir süreç olur sizin için; yani elektrik üretimini durdurup elektrik üretimine devam edebilirsiniz. Ama yenilenebilir kaynaklarda bunu yapmak mümkün değil çünkü güneş eğer varsa var ya da rüzgar yoksa yok; elektriği üretemiyorsunuz ya da fazla üretebilirsiniz. Bu da sistemde belirli dengesizliklere sebep oluyor. Bu teknik bir mesela aslına bakarsınız ama hukuku şöyle ilgilendiriyor: bu sistemdeki dengesizliklerin yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmanın yaratacağı bu dengesizliğin nasıl önüne geçebiliriz? Çünkü bu dengesizlik şebekeyi çökertme tehlikesiyle dahi karşı karşıya bırakabilir tesisleri. Bunu nasıl engelleyebiliriz hukuken? Şöyle bir yöntem öngörüldü geçen yıl ve bunun düzenlemesi de yapıldı: hibrit tesislerin yapımına izin verildi. Bunun için destekleyen düzenlemeler çıkartıldı ve böylece hukuki bir düzenlemeyle bu teknik sorunun yenilenebilir enerji projelerinin önündeki teknik engelin bir nebze önüne geçmeye çalışıldı. Bu da ne demek? Diyelim ki bir hidroelektrik santrali var, hidroelektrik santralinin arazisinde aynı zamanda güneş panelleri kullanarak hidroelektrik gücü kullanamadığınız zaman güneş panelleri ya da tam tersi gibi bir sistemle, hibrit dediğimiz modelle, yenilenebilir enerji santrallerinin sistemde yaratacağı dengesizliğin azaltılması hedeflendi ve bununla ilgili hukuki bir düzenleme yapıldı. Böyle konularda daha çok düzenleme yapılmasını ve daha çok teşvik verilmesini de bekliyoruz.

 

GB: Çok teşekkürler Nigar Hanım. Peki şimdi hukuki boyutuyla birlikte eşzamanlı olarak gelişen siyasi gelişmeleri düşündüğümüzde örneğin Rusya-Ukrayna arasında devam eden savaş ve bir taraftan da dünyada yeni teknolojilerin hızla adapte olması ve kritik birimlerde siber güvenlikle ilgili de problemlerin ortaya çıkıyor olması gibi konular üst üste geldiğinde teknolojik ve politik gelişmeler sizce süreci ne tarafa doğru götürüyor? Bir bunu sormak istiyorum. Hemen arkasından da yenilenebilir enerjiyi hayatımızda aslında yoğunlaştırırken bir noktada bazen unutabiliyoruz, yenilenebilir enerjiyi üreten tesisler de aslında temel madenler üretilen şeyler. Nadir toprak elementleri diye adlandırılan bir maden grubunun içinde yer alan elementlerle üretilen bir enerji sistemi. Dolayısıyla madenlere olan bağımlılığımız da bir süre daha devam edecek gibi gözüküyor biz petrol ve doğalgazdan uzaklaşmaya başlasak bile. Peki siz bu teknolojik, fiziki ve siyasi gelişmeler ışığında süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

NG: Siyasi konjonktürden bahsedeyim önce, global durumdan. Aslında özellikle Ukrayna ile ilgili son gelişmeler enerji piyasasını doğalgaz bakımından çok büyük bir sıkıntıya soktu ve aslına bakarsanız doğalgaza, fosil yakıtlara ve bu anlamda da Rusya’ya ne kadar bağlı olduğumuzu bir kez daha görmüş olduk. Ama bunun şöyle bir olumlu bir etkisi olacağını düşünüyorum olumsuz etkisinden çok. Olumsuz etkisini piyasalarda çok gördük. Doğalgaz kısıntılarına gidildi biliyorsunuz, fiyatlar arttı, inanılmaz şekilde bir fiyat yükselişi oldu. Sadece Türkiye’deki bir durum değil bu, bütün dünyada fiyat artışı yaşandı bu sebeple. Tabi ki kısa dönemde olumsuz etkilerini ani şekilde gördük. Fakat orta ve uzun dönemde bunun faydası, enerji dönüşümünün hızlandırılması olacak gibi görülüyor çünkü Avrupa Birliği, Rusya’nın aksiyonlarına karşı reaksiyon olarak geri adım atmadı ve tam tersine yenilenebilir enerjiye yatırımların arttırılmasına karar vererek ve hatta Rusya’ya da yaptırımlarını bu anlamda arttırarak devam edecek yoluna. Tabi ki bu, yenilenebilir enerjiye yapılan yatırımları arttıracak ve santral sayısını arttıracak. Dolayısıyla bu kapsamda ben, bir önceki sorudaydı galiba, Avrupa Birliği’nin net-zero hedeflerini de değiştirmediğini de görüyorum ve bu hedeflere de hızlı bir şekilde gitmeye planlıyor. Yaptığı düzenlemeler de aslında uygulamayı planladığı yaptırımlar da bize bunu gösteriyor. Dolayısıyla ben, burada olumsuz bir sonuç değil olumlu bir sonuç olacak diye düşünüyorum. Piyasadaki göstergeler o yönde çünkü yenilenebilir enerjiye karşı ilgi daha da büyüdü. Sadece savaş değil, sadece Ukrayna meselesi değil. Aynı zamanda Avrupa Birliği’nin açıkladığı Yeşil Mutabakat dolayısıyla uygulayacağı karbon vergileri de bu konuda yenilenebilir enerji projelerinde ani bir artış beklememizi sağlıyor. Aslında bakarsak bütün piyasa ekonomi bazlı hareket ediyor ve ek vergi getirdiğinizde herkes bir noktada temiz enerji tüketmeye zorunlu bırakılmış olacak. Bu da yenilenebilir enerji tesislerinin artmasını sağlayacak diye düşünüyorum. Yine de madenlere bağlıyız, çok da uzun bir süre bağlı kalacağız. Sadece enerji tesislerinin yapımı değil tabi, hayatımızdaki her şeyin üretimi için aslında belki de farkında olmasak bile içlerinde genelde madenlerle ilgili bir şeyler var. Size bir örnek vereyim. Mesela ben, biraz önce bahsetmiştik. Esin’de hem enerji hem maden hem altyapı, üçü bir arada değerlendiriyoruz. Ve üçü bir departman ve ben, onun yöneticisiyim. Dolayısıyla maden işleriyle de yakından ilgileniyorum. Bu vesileyle doğrudan örnek verebilirim. Geçen haftalarda bir maden projesini ziyaret ettim ve o maden projesinde aslında yer altından bir kum çıkartılıyor, bir dağın ortasında bir yer düşünün; yer altında bir oyuk var ve oradan bizim kum diye gördüğümüz aslında bir malzeme çıkartıyor maden şirketi. Madenin ne için kullanıldığını sordum. Şunun için kullanılıyormuş. İçilen şarapların ya da üretilen diğer içeceklerin ama özellikle üzümden üretilen içeceklerin süzülmesi ve tortularının atılması için kullanılan bir madenmiş. Şimdi herhangi bir içeceği içerken belki bu aklımıza gelmezdi bunda maden ne kadar kullanılıyor diye ama herhangi bir içeceği dahi içerken sadece aslında içinde madencilik var. Dolayısıyla madenlere olan bağımlılığımız biz yaşadığımız şekilde devam edecek. Orada önemli olan mesele madenin nasıl çıkartıldığı, hangi arazilerden çıkartıldığı, madeni çıkartırken çevreye verilen zarar ya da maden kapandıktan sonra oranın eski haline mümkün oldukça yakın şekilde döndürülmesi. Bu gibi konulara dikkat edildiği sürece ve çok önemli ve doğa harikası olan alanlar korunduğu sürece, aslında madencilik çok korkunç gelmemeli gözümüze çünkü çok ihtiyacımız var; sadece enerji projeleri için değil, bütün hayatımız bakımından. Ama enerji projeleri bakımından tabi şu anda madenlere dayalı bir üretim sistemi var, bu da enerji projesinin kendisinde de bir karbon ayak izi yaratıyor tabi ki. Ama bu da teknolojik gelişmelerle en aza indirgenecektir önümüzdeki yıllarda çünkü önemli olan şu, ne kadar az malzeme kullanarak ne kadar çok elektrik üretebildiğimiz ne kadar çok enerji üretebildiğimiz. Teknoloji geliştikçe bunu daha çok yapabileceğiz ve kullanılan madene dayalı malzemeler de azaltılacak diye umut ediyorum.

 

GB: Teşekkürler. Bunun biraz kişisel merakımdan soruyorum. Bu konuya ilgim olduğu için. Bu kritik altyapılara yapılan siber saldırılar son dönemde çok sıklaşmaya başladı ve artık virüslerin yapısı öyle tasarlanıyor ki bir tesise saldıran bir virüs aslında hiç tespit edilmiyor. Saldırma zamanını bekliyor. Zero-days denilen yöntemle birlikte ve benim başka araştırmalar için yaptığım okumalarda hukuki süreçlerin teknolojik gelişmenin arkasından gelmesi nedeniyle neyin siber saldırı olarak tanımlanıp tanımlanamadığı konusunda geriden gelindiğini, dolayısıyla da bu teknolojiyi geliştiren kişilerin, kurumların ya da devletlerin bir avantaj sağladığına dair okumalar yapmıştım. İşin bir de diğer tarafı var, madene de değindik, altyapı tarafındaki gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu konuyla ilgili görüşlerinizi alabilir miyim?

 

NG: Şimdiye altyapıyla ilgili dediğiniz gibi o düzenlemelerin aslında enerji hukukunda da çok benzer bir sıkıntıyla karşı karşıya kalıyoruz. Altyapı tarafında da benzer konular var. Genelde düzenlemeler olaylar olduktan sonra olayları çözmek için getiriliyor. Dolayısıyla o olaylar olana kadar geçen zamanda ne yazık ki oluşan zarar oluşmuş oluyor ve kontrol edilemez hale geliyor. Bu sadece altyapıyla ilgili düzenlemelerde değil, enerji piyasasında da bu şekilde. Sistem dengesizliklerinden örnek vermiştim. Önce bu dengesizlik çıkıyor. Bu sebeple belki yıllarca tesisler kurulamıyor. Ondan sonra bunu nasıl aşabiliriz diye hibrit tesislerin yapımına ilişkin bir hukuki düzenleme getiriliyor. Bu sorunu şunda da görüyoruz. Mesela Avrupa Birliği, Yeşil Mutabakat yayınladı. Bunu takiben Türkiye’nin mevzuatsal değişiklikleri hızlı bir şekilde yapması gerekiyor ama orada da bir yavaş takip etme gibi bir problemimiz var. Dolayısıyla bunu hem siber güvenlik önlemleri açısından hem projelerin genel gelişimi açısından söyleyebilirim. Biraz hukuk arkadan takip ediyor. Yani hukuki gelişmeler biraz piyasaya göre şekilleniyor diye ifade edeyim. Bu konuda yakın zamanda ben bir özelikle enerji piyasasına yönelik bir düzenlemeye rastlamadım. Muhtemelen enerji piyasasında genel düzenlemeleri takip edecektir diye düşünüyorum. Ama hazır yeri gelmişken şundan da bahsedeyim. Mesela hidrojen diye yeni bir kaynak kullanmaktan bahsediyoruz. Bütün dünyada şu anda hidrojeni tartışıyoruz. Ama sadece Türkiye’nin problemi olmadığını söyleyeceğim bunun. Ben bütün ülkelerde hidrojenle ilgili düzenlemeleri inceliyorum. Aynı zamanda söylemiştim, Baker McKenzie’nin bir parçası olarak çalışıyoruz. Yani Baker McKenzie ofislerinden de bu konuda destek alıyoruz. Bütün her yerde aslında aynı mesele sıkıntı haline geldi şu anda. Hidrojen projesi yapacağız ama düzenleme yok, ne olacağını bilmiyoruz. Teşvikler açıkça düzenlenmedi ama şurada şöyle bir şey söyleniyor vesaire gibi. Yani şu anda kervan düzülür şeklinde gidiyoruz orada da. Muhtemelen sorduğunuz konu için de benzer bir durumla karşı karşıya kalacağız.

 

GB: Teşekkürler. Bizim Bilkent Enerji Politikaları Araştırma Merkezi’nde yapmaya çalıştığımız çalışmalardan bir tanesi de net sıfır hedefine ulaşabilmemiz için 2053’te, bugünden nasıl bir eğitim politikası tasarlamamız gerektiğiyle ilgili. Siz tüm bu gelişmeleri, günlük iş hayatınızı değerlendirdiğiniz zaman Türkiye’nin eğitim sisteminde nelerin değiştirilmesinin faydalı olacağını düşünüyorsunuz? Tabi eğitim uzmanı olmadığınız için belki  rahat hissetmeyebilirsiniz ama bunu tüm katılımcılarımıza soruyoruz. Çünkü her sektör aslında bu konuyu daha iyi bir şekilde ele alabiliyor kendi perspektifinden. Dolayısıyla bu konudaki görüşlerinizi çok merak ediyoruz çalışma arkadaşlarımızla birlikte.

 

NG: Dediğiniz gibi ben eğitimci değilim. O yüzden  sadece kişisel fikirlerimi ifade edeceğim bu konuda. Bugün gelinen noktada özellikle tabi ki bu tür teknolojik gelişmelere destek verebilecek, bu tür projelerde çalışabilecek nitelikte kişilerin yetiştirilmesi, yenilenebilir enerji kaynaklarından nasıl daha iyi faydalanabiliriz konusunda. Çünkü Türkiye’nin çok yüksek bir yenilenebilir enerji potansiyeli var. Bundan nasıl daha çok faydalanabileceğimizi ortaya koyacak teknik kişilerin, teknolojiyi de yaratabilecek teknik kişilerin yetiştirilmesi tabi ki çok önemli. Ama genel olarak bakarsak herkes için, bugün gelinen noktada en önemli ve enerji piyasasında da en merkezi konumuz sürdürülebilirlik. Dolayısıyla sürdürülebilirliği baz alan bir eğitim verilmesi, bununla ilgili olarak kişilerin bilinçlendirilmesi önemli. Yani bu sadece enerji piyasasıyla ilgili bir şey değil. Her yerde çalışan tüm insanların bu bilince sahip olması gerekiyor. Dolayısıyla okullarda da bununla ilgili ek çalışmalar yapılması muhtemelen enerji piyasası için de faydalı olacaktır. Çünkü sürdürülebilirlik şu anda aslında yenilenebilir enerjiyle birlikte merkezi bir yerde duruyor diyebilirim. Ek olarak okulların aslında Bilkent Enerji Politikaları Araştırma Merkezi gibi, böyle kurumlar, böyle kuruluşlar, ayrı birimler oluşturması, bu konuda araştırma yapan insanlar aloke etmesi bu konuya özel, gelişmeleri daha da canlandıracaktır diye düşünüyorum. O noktada da çok sevdiğimi ve takdir ettiğimi söylemeliyim çalışmalarınızı.

 

GB: Çok teşekkür ederiz. Çok mutlu oluyoruz. Özellikle mezunlarımızdan e-mail alıp yaptığımız işlerle ilgili övgüler duyduğumuz zaman, sizlerin dahil olmak istediğini duyduğumuzda o günümüz çok mutlu geçiyor. O yüzden o onur bize ait. Çok teşekkür ederiz. Şimdi aslında İlknur hanımın sorusuyla da alakalı kendisi chatten yazmış. Enerji hukuku, ileride çalışmayı isteyebileceğim bir alan. Ama bu alana yeni yönelecekler için önü tıkalı bir alan olduğundan endişeleniyorum şeklinde sormuş kendisi. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Bir taraftan da bu alanda çalışma yapmak isteyen insanlar için şimdiden ne gibi hazırlıklar faydalı olabilir? Kendileri neye kanalize edip hangi yetenekleri edinmeleri onları avantajlı konuma getirir? Bununla ilgili de görüşlerinizi almak isteriz.

 

NG: Öncelikle şunu söyleyeyim. Enerji hukuku çok dinamik bir alan. Dolayısıyla ben piyasanın içinden baktığımda özellikle hukukçuların bu alanda önünün kapalı olmadığını düşünüyorum. Aksine gelişen bir piyasadan bahsediyoruz. Sürekli değişen bir piyasadan bahsediyoruz ve sürekli değişen bir mevzuat altyapısından bahsediyoruz. Dolayısıyla özellikle hukukçulara çokça iş çıkartmaya devam edecek enerji piyasası. Şöyle görülebilir dışarıdan bakınca; teknoloji şirketleri, teknoloji şirketleriyle çalışmak, iste Apple gibi, Google gibi şirketlerle. Ya da benzeri piyasalarda, benzeri sektörlerde, mesela sağlık sektörü gibi sektörlerde çalışmak çok daha fazla iş imkanı yaratıyor ya da çok daha seçenek fazla olacak ve kişilerin önü açık olacak gibi görülebilir. Doğrudur o sektörlerde de çok güzel işler yapan meslektaşlarım var. Fakat enerji sektörü dediğim gibi sürekli değiştiği ve sürekli yenilendiği için bu sektörde işin bitmesi ya da bu sektörün atıl hale gelmesi ya da bu sektördeki bütün köşelerin kapılması gerçekten mümkün değil. Tam aksine dinamik ve yeni gelişmeleri günü gününe takip edebilen, enerji hukukunu severek takip eden ve bu konuda çalışan kişilere ihtiyaç gün geçtikçe artacaktır diye düşünüyorum. Mesela buradan da örnek vereyim. Esin Avukatlık Ortaklığı’na benim geçişimin vesilesi ile aslında enerji piyasasının bu kadar gelişmesi ve gelişmeye açık olmasıdır. Bizim de hedefimiz bu yönde departmanımızı daha da büyütmek. Avukatlık büroları bile, yabancı ortaklı avukatlık büroları dahil bu alana özel yatırımlar yapıyorlar şu anda. Dolayısıyla önümüz açık diye görüyorum ben. Eğer ilginiz varsa enerji hukukuna bu şekilde bir endişeniz olmasın.

 

GB: Teşekkürler. Peki, sizin ekibinizde çalışacak bir insanda beklediğiniz özellikler neler? Yüksek tempoda çalışabilme, uluslararası bir hukuk bürosunda görev alabilmek için gerekli yetenekleri nasıl değerlendiriyorsunuz ve kimlerle çalışmak istersiniz? Bu şekilde sorayım.

 

NG: Ona şuradan başlayayım. Kurumsal avukatlık, yani kurumsal hayatı yaşamına entegre edebilen kişiler daha çok benim yaptığım tarzda çalışabilir. Ama bu sadece kurumsal avukatlık bürolarına özgü bir şey değil enerji hukuku çalışmak. Enerji hukukunda çalışıp STK’larla da çalışmak mümkün. Enerji hukukunda uzmanlaşıp akademide yer almak mümkün. Yani enerji hukukuyla ilgilenerek yapılabilecek bir sürü farklı şekli var bu mesleğin. Dava avukatlığı yapıp lokal, kendi açtığınız bir büroda enerji hukukuyla ilgili işlerde ilgilenmek de mümkün. Yeter ki aslında ilginiz olsun ve o alana yönelip o alanda çalışmalar gerçekleştirin ve bunu şirketlere ve kişilere gösterin. Bunu söylemekle birlikte tabi şunu not etmek gerekir. Enerji sektöründe, özellikle büyük oyuncular şirketlerden oluşuyor. Biz kişilere değil şirketlere hukuki hizmet veriyoruz. Kaldı ki enerji sektöründe faaliyet göstermek için lisanssız elektrik üretim tesisleri dışında tüzel kişi olma zorunluluğu da var. Dolayısıyla bizim işimiz her zaman şirketlerle. Bu sebeple de gündelik hayatımızda sürekli kurumsal yapının içerisindeyiz. O yüzden öncelikle bu kurumsal yapıda çalışmaktan hoşlanması ve mutlu olması gerekir. Bu ne demek? Bizim rahat dönemlerimiz de olabilir zaman zaman. Ama çok yoğun dönemlerimiz de olabilir. Bunları kişi zaten seviyorsa, severek yapan insanların yapmasını öneririm. Aksi halde bir işkenceye de dönüşebilir. Bu aslında biraz genel bir yorum. Enerji hukukunun da dışında.  Mesela bugünden örnek vereyim. Benim bugün işim henüz bitmedi ve ben bu toplantıya katılmak için son dakikada işimi yarım bırakıp bağlandım. Bunu kapattıktan  sonra da çalışmaya devam edeceğim. Bu tempoda da çalışabiliyoruz ama gün gün saatinde biten zamanında biten işlerimiz de oluyor. Bu tür tempolara ayak uydurmayı baştan kafasına oturtabilen insanların daha yer alabileceğini ve mutlu olacağını düşünüyorum. Aynı enerji hukukuyla ilgilenmek için idare hukukunu da az çok seviyor olmayı tavsiye ederim. Çünkü bizim enerji hukuku ile ilgili davalarımız tabi ki enerji satış sözleşmeleri  özellikle mesela ya da inşaat sözleşmeleri özel hukuku sözleşmesi oluyor. Dolayısıyla özel hukuk da işin içerisinde. Ama özellikle regülasyonlara baktığımızda, idarenin verdiği lisanslar, uyguladığı cezalar, yaptığı denetimler ve işlemler her zaman idareyi karşımıza çıkartıyor ve idari işlemi karşımıza çıkartıyor. Bu idari işlemi kabul edip ona göre hareket edebilirsiniz ya da buna itiraz edebilirsiniz ya da dava açabilirsiniz. Dolayısıyla bütün bu süreçleri yönetmek de çok iyi bir idare hukuku bilgisi gerektiriyor. Dolayısıyla özel hukuku bilmek zorundayız enerji hukukçuları olarak. Çünkü piyasadaki bütün aslında ilişkiler özel hukuk üzerine kurulu. Öte yandan piyasada yüksek oranda düzenleme var. Regüle bir piyasa dedik. Dolayısıyla idare hukukunu da bilmek ve sevmek zorundayız. Ben bunların ikisini birden sevmek istemiyorum. Ben sadece özel hukukçuyum ya da sadece idare hukukunu diyorsak o biraz zor olur. Dolayısıyla hem özel hukukta çalışan hem idare hukuku bilgisi iyi olan avukatların enerji piyasasında daha rahat çalışabileceğini düşünüyorum. Biz de ben de özellikle çalıştığım meslektaşlarımda bu gibi konulara dikkat ediyorum.

 

GB: Çok teşekkürler. Dediğiniz gibi enerji sektörünün kendisi çok geniş ve temel anlamda bilmemiz gereken çok fazla kavram var farklı alanlarda. Temel iktisat bilgisi de gerektiriyor. Temel siyaset bilgisi de gerektiriyor. Temel mühendislik bilgisi gerektiriyor. Çünkü kavramlara ve enerji seyircisinin altyapısını değerlendirme becerisine sahip olmak için bu bilgilere sahip olmanız önemli. Dijital gelişmeyi anlayabilmek, güncel teknolojileri takip edebilmek önemli. Biz hukuk alanında faaliyet göstermiyoruz ama gün içerisinde girdiğimiz konular ve anlamaya çalıştığımız kavramları düşününce gerçekten acaba boşa mı kürek çekiyoruzla birlikte gelen bir imposter sendromu sürekli olarak geliyor. Bilmiyorum ben nasıl altından kalkacağız, yaptığımız şey gerçekten işe yarayacak mı düşüncesiyle gelen bir yoğun çalışma temposu oluyor. Bir taraftan da diğer sorulara dönmek istiyorum.

 

NG: O dediğiniz çok doğru. Şunu da eklemek istiyorum. Aynı zamanda gerçekten piyasaya ilgi duymak gerekiyor. Piyasa çok çabuk değişiyor. Bunu defalarca söyledim ama. Çünkü o kadar bizim için önemli ki bu değişkenlik. O yüzden sürekli takip etmek piyasayı ve piyasadaki teknik gelişmeleri de takip etmek gerekiyor. Mesela depolama teknolojileri ucuzladığı zaman insanlar depolama teknolojilerini kullanmak istiyorlar ve bu hukuki düzenlemelere de yansıyor. Dolayısıyla piyasa gelişmelerini takip etmeden bunun üzerinde yorum yapamıyorsunuz. Ya da diyelim ki lisanssız üretim santrallerinden bahsettim. Çok kısa geçeyim. Genel kural olarak elektrik üretim santralleri lisansa tabi faaliyetlerdir. Fakat bazı istisnaları vardır. Bazılarında lisans almadan enerji piyasası düzenleme kurumundan elektrik üretimi santrali kurmak mümkündür. Bu lisanssız tesislerde, örenğin, yeni bir madde getirildi. O madde uyarınca şöyle bir hüküm düzenlendi mevzuatta: Bağlantı tesislerinin masraflarını, lisanssız üretim tesisini kuran kişi öder. Şimdi bu bağlantı tesisinin ne olduğunu aşağı yukarı bilmek, bağlantı tesisi dediğimiz şey arazilerden geçecek aslında kabloları da ifade ediyor. Sadece bir trafo düşünmeyin. Dolayısıyla, bunların aşağı yukarı ne olduğunu bildiğimiz için ne olduğunu bilmek gerekiyor ve bunu bilince diyorsunuz ki o zaman orada kamulaştırma gerekebilir ya da o zaman orada işin yapılması şu kadar ay sürebilir şeklinde bir yorum yapabiliyorsunuz hukukçu olarak. Ama bunu bilmezseniz bu bağlantı tesislerinin niteliğini bu yorumu yapmakta mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla, teknik olarakta hakim olmak gerekiyor enerji piyasasına. Aynı zamanda finansal, siyasi gelişmeleri de takip etmek gerekiyor çünkü enerji siyasi gelişmelerden en hızlı etkilenen sektörlerden birisi.

 

GB: Bir de tabii şey var: birisi dışarıdan size bir konu hakkında danışmak istediğinde sizin otomatikman her şeyi bildiğinize inanıyor. 

 

NG: Evet. Tek tek konuları da soruyorlar. Gerçekten.

 

GB: Evet, son olarakta tabii şey de çok önemli diye düşünüyorum siz ne dersiniz bilmiyorum ama Esin Avukatlık Ortaklığında sürekli çıkan bültenleri görüyorum. Yeni bir güncelleme olduğu zaman hemen bir şeyler yazıyorsunuz.  Bir bilgiyi çok hızlı bir şekilde analiz edip raporlayabilmekte sanırım çok faydalı. Bunun için yaptığınız bir çalışma var mı yoksa tecrübe ile mi geliştiğini düşünüyorsunuz?

 

NG: Aslında bu ofis olarak stratejimiz: eğer herhangi bir sektörde, herhangi bir düzenleme yapılıyorsa bunu birkaç gün içinde müvekkillerimize paylaşıyoruz. Bunun enerji, maden ve altyapı departmanımızda da aynı şekilde uyguluyoruz. Bunun için stratejimiz şöyle: çok fazla değişiklik olduğu için her değişikliği yayınlamaktansa gerçekten müvekkillerimizin hayatında hukuki olarak bizim dokunabileceğimiz değişiklikler hakkında notlar hazırlayıp, yayınlıyoruz. Yani EPDK’nın her gün bir kararı çıkıyor biliyorsunuz. İşte tarifeleri belirliyor. Fiyatları belirliyor. Enerji piyasası dediğimizde şimdi,  yenilenebilir enerjiye yönelik konuşuyoruz her platformda ama tabii fosil yakıtları bir kenara koyamayız. Onlara ilişkin piysa düzenlemeleri de çok önemli. Dolayısıyla, EPDK sürekli tarife karaları yayınlıyor, farklı kurur kararları, uygulamalar, yönetmelikler ve tebliğler çıkartıyor. Bunların tamamını değil ama hukuken bizim üzerine bir yorum yapabileceğimiz konuları seçip onları da çok hızlı bir şekilde ekibimizin içinde o an, o anlamda bir iş bölümü yapıyoruz. Bunu belirli dönemler belirli arkadaşlar bir ay bir kişi ikinci ay da diğer kişi takip ediyor. Ve bunları tespit eden arkadaşlarımız  hemen hızlı bir şekilde hazılrıklarını yapıp, Müvekkillerimize bilgi notlarımızı gönderiyoruz. Böyle oluyor. Aksi taktirde, enerji piyasası ile ilgili insanın kendini güncel tutması gerçekten inanılmaz zor. 

 

GB: Aynen öyle. Bizde burada hangi konuda çalışıyorsak, haber güncellemesi yaptığımız bir ekibimiz var. Beraber güncelliyoruz sürekli olarak. Sorulara dönmek istiyorum Nigar hanım. Bana Onur bey yazmış “Nigar hanımın bahsettiği PPA anlaşmaları, lisanssız kapsamlı ikili anlaşma olarak yapılabilmesi midir? “ diye sormuş.

 

NG: Onu şöyle cevaplıyım. Şimdi lisanssız prejoler lisanslı projelerin istisnasıdır. Aslında genel kural lisanslı üretim yapılmasıdır. EPDK’dan lisans alınarak ama yenilenebilir projelerin desteklenmesi için küçük ölçekli ve öz tüketimi hedefleyen projelere kanunla lisans almadan kurulma hakkı verildi.  Fakat bu projelerin, bu projeler öz tüketim için kurulabilir şeklinde hak verildiğinden dolayı, aslında bu projelerin ikili anlaşma ile elektrik satması yasaktır şu anda. Bu tamamen yasaktı. Bu projeler hiçbir zaman elektrik satamayacaktı. Peki ne olacak? “Elektrik enerjisi fazla üretilebilir. Siz kontrol edemiyorsunuz ne kadar üretebileceğinizi, yenilenebilir kaynak olduğunda” dedik. O zaman ne olacak fazla elektrik ürettirsek lisanssız projelerde. Kontrol de edemiyoruz. Onu devlet Yekdem mekanizmasından bahsetmiştik ya? Yekdem mekanizması kapsamında devlet, lisanssız projelerin fazladan ürettiği elektriği satın alıyor.Fabrikalar içinde kuruyorlar onu. Daha büyük tesisler içinde kuruyorlar ama orada kural öz tüketim.  Fakat şöyle bir gelişme oldu piyasa da. Bu yekdem 10 yıllık bir mekanizma demiştik zaten. Dolayısıyla bu ihtiyaç fazlası enerjiyi, lisanssız elektrik santralleri sadece 10 yıl için satabiliyorlardı Yekdem’e. 10 yıl sonra ne yapılacak bu enerji diye bir soru vardı piyasada. O soruya bir cevap getirildi yakın zamanda. Dendi ki “10 yıl sonra bu tesisler isterlerse, piyasadaki perakende,  tek taraflı takas fiyatı üzerinden bu elektriği lisanssız olarak satmaya devam edebilirler ama yine piyasaya satacaklar yani gene görevli tedarik şirketine ya da bu lisanssız projeler lisans alabilirler EPDK’ya başvuraiblirler projeleri için ve lisans aldıktan sonra zaten istediğiniz kişiye satabiliyorsunuz. Orada sadece devlete satabilirsin diye bir kısıtlama yok ya da lisans alarak Coorperate-PPA ile de satabilirler bu 10 yıllık Yekdem döneminden sonra” Dolayısı ile lisanssız projelerin elektriği kendisinin tüketmesi esas, ilk 10 yıllık dönemden sonra da lisans almaları şartı ile diğer kişilere satabilirler ama bunun detaylarının düzenlenmesini bekliyoruz. Mesela bunun ilk düzenlemesi yapıldı bu şekilde ama bunun uygulanabilmesi için ikincil düzenlenmelerinin detaylı olarak yapılması bekleniyor. Uzun zamandır yapılmadı. Ama yakın sürede gelir diye düşünüyorum. Buna şunu ekleyeyim: Tabii lisanssız projelerin ömrü kısa. Ömrü kısa derken: lisanssız projelerin mevzuata girmesinden sonra 10 yıl daha geçmedi. Dolayısıyla o, Yekdem süreleri henüz hiç bir proje için dolmadı, o yüzden piyasada çok acil değildi bu ihtiyaç, 10 yıl sonraki dönemde ne yapacağız diye, ama her halükarda ön düzenlemesi yapıldı, 2. düzenlemeleri de bekliyoruz. Umarım yeterli bir yanıt verebilmişimdir.

 

GB: Teşekkür ederiz gayet güzel oldu bence, Serper beyin bir sorusu var; Türkiyenin yenilenebilir enerjide potansiyeline bir türlü ulaşamamasının sebebi, enerji yasalarının stabil olmayışı ya da yabancı yatırımcı ile ülke arasındaki güven ortamının olumsuz etkilenmesi olabilir mi?, neden biz yeterli yatırım çekemiyoruz?. Burada aslında şeye de bağlamak isterim, sizin Japonya`da yenilenebilir enerji yatırım ile ilgili bir sunumda da kısaca yer almışsınız ben onu takip etmiştim, geçen seneydi zannediyorsam. Bu soruya cevap verirken Japonya ile karşılaştırmasını da alabilir miyiz, Japonya bizden hangi alanda daha iyi? belki de biz daha iyiyizdir bilemiyorum ama.

 

NG:  Şimdi bizde teknolojik olarak da gelişmelere ihtiyacımız var , aynı zamanda biz panel ve türbin üretimini çok uzun zamandır yapmadığımız için şimdi paneller başlandı özellikle yakıt ve yenilenebilir enerji kaynaklama projelerinde yerli ürün kullanımı zorunlu tutuldu belirli bir ölçüde dolayısıyla panel üretimine türkiye de hız verdi ya da yenilenebilir enerji tesislerinde kullanılacak parça üretimine, Uzun süre boyunca biz bütün ekipmanları ithal ettiğimiz için, Türkiye açısından daha pahalı ve zor bir piyasa vardı. Japonya ile karşılaştırıcak olursam kendi projelerinde kullandıkları ekipmanları kendileri üreten bir ülke modeli ile karşılaştırma yapmış oluyorum, onların en büyük avantajı hem teknolojiyi hem de ekipmanları kendi bünyelerinde barındırıyor olmaları bizim hem teknolojiyi hem de ekipmanı yurt dışından alıyor olmamızdı, bu konuda özellikle yenilenebilir enerjide ekipmanın Türkiyede üretilmesi için özel teşvikler getirildi, bu konuda bölgesel yatırım teşvikleri ile yapılacak yatırımlar ek olarak da destekleniyor dolayısı ile yerli üretimin artması doğrultusunda yatırımların da artacağını düşünüyorum. Tabi bir de teknolojik olarak buna hazır olmak gerekiyor, Japonya da offshore wind de kullanılıyor. Offshore projeler japonya için çok büyük katkı sağlıyor çünkü karada yapılabilen projelerde sınırlamalar var ancak eğer denizde yapabiliyorsanız o projeyi yani güneş panellerini denizin üzerine kurabiliyorsanız, burada biraz daha rahatça hareket alanı sağlanmış oluyor, dolayısıyla offshore projeleride bence Japonya’ya büyük bir katkı sağladı, tabii o teknoloji ve altyapı olarak çok gelişmiş bir sistem gerektiriyor. Türkiye’nin iletim ve dağıtım altyapısı gayet iyi, yenilenebilir enerji projelerini artırması için kapasitesi de var bu altyapının, fakat bu ithal etme ve bütün teknolojiyi yurt dışından getirme, belki süreci türkiye için birazcık yavaşlattı, onun da zamanla önüne geçileceğini umuyorum. Türkiye'nin potansiyeli çok yüksek mevcut durumda, Potansiyeline ulaşamamasının sebebi, Yekdemle çok hızlı bir şekilde potansiyelin bir kısmı kullanılmaya başlandı. Yekdem ile kazanılan ivme Türkiye için çok olumlu fakat şu an ki yavaşlama da ve potansiyelinin tamamının kullanamamasında mutlaka Yekdem fiyatlarını tl ye döndürülmesi, yabancı yatırımcının bu yüzden biraz daha çekimser davranmasının etkisi var. En başta söylediğimiz bu Coorperate PPA’lerinde önünün açılarak ek teşvikler getirileren bunun da önüne geçileceğini umuyorum diyim.

 

GB: Çok teşekkürler, son olarak bahsetiğiniz kaynaklar dışında güncel gelişmeler anlamında takip ettiğiniz kaynaklar varmı gün içerisinde onu sormak istiyorum, bir de ingilizce dışında bir dil öğrenmek enerji ve hukuk açısından faydalı olur mu?

 

NG: Kaynak olarak şunu söyliyim, aslında bizim ofis olarak, internal olarak bize gelen raporlamalar var, yani şöyle bir sistemimiz var, biz teker teker bütün kurumların haber sitelerinin sistemlerine girmiyoruz ama enerji piyasasında olan her şey toparlanarak bize geliyor, böyle avantajlı kaynak kullanımın var diyebilirm ama özellikle tabii ki mevzuatı iyi takip etmek, enerj piyasası düzenleme kurumunu gerçekten bütün siteyi ezberlemek ve sürekli takip etmek gerekiyor Türkiye açısından, yurt dışındaki gelişmeler için de mutlaka enerji ile ilgili çalışmalar yapan ve sürdürülebilirlik ile ilgili çalışmalar yapan dernekleri, Birleşmiş Milletler’in kaynaklarını ve tabii ki Avrupa Birliği’nin yayınladığı kararları mutlaka takip etmek gerekiyor ek olarak. Ama bizim bunların dışında bire bir haber sitelerinden, bütün büyük ve güvenilir haber kaynaklarından toparladığımız ve rapor olarak bize sunulan ek kaynaklarımız da oluyor her gün takip ettiğimiz.

 

GB: Çok teşekkürler, İngilizce dışında dil öğrenelim mi?

 

NG: Evet İngilizce sorusu  vardı. İngilizceye çok fazla hakim olmak gerekiyor tabii ki bunda herhangi bir şüphemiz yok. İngilizce dışında başka bir dil iş hayatında gerekmiyor, hiç ihtiyaç duymadım 12 yıldır bizzat enerji projelerinin içerisindeyim, farklı ülkelerde yaptığımız projelerde oldu Afrika da oldu Avrupa’da da oldu onlar da dahil olmak üzere her zaman İngilizce ile işimizi yürütebiliryoruz. İkinci bir dil ihtiyaç değil 2. bir dil ama bu kişisel bir tercih olarak ben çok taktir ediyorum bazen toplantılarda 3-4-5 dil konuşan meslektaşlarımla tanışıyorum, gerçekten hayranlık verici, kişisel bi tercih olarak benim takdir ettiğim bir konu olmakla birlikte, enerji hukukunda ya da aslına bakarsanız uluslar arası ofislerde çalışmak bakımında genel bir yorum da yapabilrim yani ihtiyaç duyduğumuz bir husus değil 2. bir yabancı dil. 

 

GB: Çok teşekkürler, akşam mesainizden vakit ayırıp bizle bu keyifli semineri, söyleşiyi gerçekleştirdiğiniz için çok teşekkür ederiz, gerçekten çok faydalı bilgiler oldu hem bu alana giremk isteyen kişiler hem de bu alanda görev yapan kişiler açısından da. Sizi bir gün okulumuzda da ağırlamak isteriz onun da sözünü şimdiden alalım.

 

NG:  Tamam mutlaka uğrayacağım.

 

GB:  Ve her zaman da bu şekilde temes halinde olmaya da devam etmek isteriz, çok keyifliydi, çok teşekkür ederiz katıldığınız için.

 

NG:  Ben teşekkür ederim hoşçakalın iyi akşamlar herkese

 

GB: Değerli misafirlerimize de iyi akşamlar diliyoruz, en kısa zamanda Youtube’a yükleyeceğiz videomuzu da. 

bottom of page