top of page
Synergy Logo TR.png

Enerji Sektörünün Dışsal Maliyetlerine Genel Bir Bakış - Alperen Ahmet Koçsoy


Evlerimizi ısıtmak, üretim yapmak ve diğer tüm faydalar için kullandığımız enerjinin farkında olmadığımız bazı olumsuz yanları da var. İklim değişikliği, çevreye verilen zarar, insan hakları ihlalleri ve dünyanın dört bir yanındaki çatışmalar enerji üretimiyle birlikte gelen bazı sonuçlardır. Bunlar ekonomik anlamda negatif dışsal maliyet (dışsallıklar) olarak adlandırılır. Arthur Cecil Pigou tarafından 20. yüzyılın başlarında geliştirilen dışsal maliyet kavramı, üretim sürecinde üreticinin kendisine yönelik bir üretim maliyeti olarak hissetmediği maliyetlerin de olduğu, topluma yansıyan bu maliyetlerin sosyal maliyetler olduğunu anlatıyor. Günün sonunda da toplumun her kesiminin bu maliyetlere katlanması gerekiyor. Kendimize sormamız gereken soru, bu maliyetleri en aza nasıl indirebileceğimizdir. En bilinen dışsallıklar çevresel zararlar ve akabinde iklim değişikliğidir. Fosil yakıtların yardımıyla yaratılan aşırı zenginlik bize küresel ısınmaya mal oldu. Çevresel zararın yanı sıra insanlığa çok büyük maliyetleri var. Yalnız, bu maliyeti sadece "Gezegenimizi kurtarmalıyız!" perspektifinden düşünmemek gerekiyor. Bahsettiğimiz maliyet ekonomik açıdan da var olan bir maliyet. University College London tarafından yapılan bir araştırmaya göre, 2100 yılındaki dünya GSH'si, iklim değişikliğinden etkilenmeyen bir dünyaya kıyasla %37 daha düşük olabilir. Ayrıca bu etkiler sadece uzun vadeli değil, zira tipik bir bireyin CO2 emisyonlarının yıllık maliyetinin 1300 doların üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Enerji üretimi, bazı durumlarda insan hakları ihlallerini ve bölgesel çatışmaları körüklediği için insani açıdan da problem oluşturabiliyor. Kaynak laneti (resource curse), kaynak zengini ülkelerin neden doğal kaynaklarını otoriter olmanın ülke içindeli ve uluslararası arenadaki maliyetlerine karşı dirençli olmak için kullanabilen otoriter hükümetler kurmaya eğilimli olduklarını açıklamak için kullanılan tipik bir örnek konsepttir. Kaynak zengini ülkeler ekonomik güçlerini çatışma yaratmak için de kullanabilirler. Bunun en son örneği Rusya'nın Ukrayna'yı işgalidir. Avrupa'nın Rus gazına olan bağımlılığının işgal kararına katkıda bulunduğuna dair kesinlikle makul bir argüman var.

Bu sorunlar sadece fosil yakıt üretimine özgü değil. Yenilenebilir enerji kaynakları insan hakları ihlallerinin ve bölgesel çatışmaların da nedeni olabilir. Etiyopya, Mısır ve Sudan arasındaki anlaşmazlık Büyük Etiyopya Rönesans Barajı'nın (GERD) inşası ve Nil Nehri üzerindeki su güvenliğinden kaynaklanmaktadır. Fosil yakıtlara bir alternatif olan güneş panelleri, güneş paneli haline gelebilmek için kobalta ihtiyaç duymaktadır. Örneğin, Demokratik Kongo Cumhuriyeti'ndeki (DRC) endüstriyel olmayan kobalt madenleri, geçmiş yüzyıllarda kalmış olması gereken çocuk emeği sömürüsüyle biliniyor.

Sosyal kötülükler yalnızca etik problemler oluşturmakla kalmmamaktadır, aynı zamanda ekonomi üzerinde de olumsuz etkileri, yani negatif dışsallıkları vardır. Peki, soru şu: Bu negatif dışsallıkları önlemek için ne yapacağız? Açıkçası, cevap enerji üretimini durdurmak değil. Çözüm, piyasanın başarısızlıklarını düzeltmek için ulusal hükümetler tarafından daha fazla piyasa düzenlemesidir. Tipik neoliberal ekonomi, ortaya çıkan sorunlara çözüm getirmekte başarısız olmaktadır. Yakın zamanda Liz Truss’ın neoliberal hırslarının kendi partisi Muhafazakar Parti tarafından bile destek görmemesi ve Truss’un artan baskılardan dolayı başbakanlıktan istifa etmesi de bu gerçeğe katkıda bulunmuştur. Neoliberal küresel ekonomi tedarik zinciri sorunları ve jeopolitik risklerle karşı karşıya olduğundan, mevcut küresel ekonomiyi daha düzenleyici bir yöne dönüştürmek için yeterince zorunluluk var. Dani Rodrik gibi ekonomistler bir sistem değişikliğinin işaretlerinin ortaya çıkmaya başladığını savunuyor. Rodrik, 'finans, tüketimcilik ve küreselcilik yerine üretim, çalışma ve yerelciliğe' dayanan ve Yeni Üretkenlik Paradigması olarak adlandırdığı paradigmaya uygun bir küresel ekonomik sistem öngörmektedir. Farklı ekonomistlerin öngörüleri arasında farklılıklar olsa da, şu açık ki dünya verimlilikten ziyade dayanıklılığa öncelik vermeye doğru gidiyor.

Bu paradigma değişiminin enerji sektörü için de etkileri var. İlk olarak, hükümetlerin ekonomilerini, yukarıda bahsedilen karbpndioksit maliyeti gibi uzun vadede devasa maliyetleri olacak negatif dışsallıkları önleyecek şekilde tasarlamaları gerekmektedir. Bu hedefte başarılı olmak için uzun vadeli planlama ve devlet müdahalesi gereklidir, çünkü serbest piyasa genellikle negatif dışsallıkları göz önünde bulundurarak çalışmaz. Enerji verimliliği, işe yarayabilecek devlet müdahalelerinden biridir. Örneğin, Avrupa Komisyonu 2030 yılına kadar enerji verimliliğini %13'e çıkarmayı hedeflemektedir. Enerji üretiminden kaynaklanan dışsallıklarla mücadele etmek için bir başka çözüm de ulusal bütçelerden yeşil enerji yatırımlarına daha fazla harcama yapmaktır. İkinci olarak, daha dirençli bir enerji ekonomisi oluşturmak, politika yapıcıların ulaşmak için güçlü zorunluluklara sahip olacağı bir başka hedeftir. Ukrayna Savaşı'nın da gösterdiği gibi, güvenilir ve çeşitli enerji kaynaklarına daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır. Rusya'dan gelen ucuz gaz Avrupa'daki evler ve sanayiler için zamanında kârlı bir teşvikti, ancak tek bir enerji kaynağına çok fazla bel bağlamanın nasıl şoklara yol açabileceğini gördük.

Ancak bu anlatıda bir sorun var ki, o da hammadde ihraç eden ülkelerdeki insan hakları ihlalleri gibi sosyal dışsal maliyet sorunudur. Enerji arzı güvenliği söz konusu iken, güvenli enerji kaynaklarına ihtiyaç duyan ülkelerin insan hakları ihlallerinin olumsuz dışsallıklarına giderek daha fazla odaklanacağını öngörmek çok zor.

Özetle, küresel ekonomi neoliberalizmden uzaklaşarak daha dirençli ve düzenleyici bir yöne doğru ilerliyor. İklim değişikliği ve enerji arzı sorunları gibi dışsallıklarla başa çıkmak için bu eğilim gücünü katı zorunluluklardan alıyor. Bugünün sorunlarının üstesinden gelmek için uzun vadeli doğru planlama ve devlet müdahalesi gereklidir. Dahası, bugünün sorunları önümüzdeki yıllarda -belki de on yıllar boyunca- devam edecek gibi göründüğünden, daha dayanıklı ve sürdürülebilir olmak için tutarlı, uzun dönem ve sürekli stratejilere sahip olmak çok önemlidir.

Comments


bottom of page