Synergy Logo TR.png

Süregelen Rusya-Ukrayna Savaşı’nda Japonya’nin Enerji Krizine Yaklaşımı - Yaren Öztürk


Japonya, 2030 yılına kadar yenilenebilir enerji kullanımının ülkedeki toplam enerji üretiminin üçte birini karşılayacak şekilde arttırılmasını hedeflerken bir yandan çevreye zararlı ve verimsiz enerji santrallerinin kullanım dışı bırakılacağı bir karbonsuzlaştırma stratejisi izliyor. Rusya- Ukrayna savaşının beşinci haftasına girerken dünya genelinde artış gösteren enerji fiyatları Japonya’nın uzun süredir yürüttüğü temiz enerjiye geçişi hızlandıran ve nükleer enerjiden olabildiğince uzak duran politikalarında değişikliklere yol açabilecek gibi duruyor. Nükleer enerjinin iklim krizindeki rolü ve Japonya’nın enerji alanında yaşadığı sıkıntılar ise ülke genelinde tartışmalara yol açıyor. Nükleer enerji bazı devletler, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Ajansı (IAEA)ve Birleşmiş Milletler (UN) tarafından fosil yakıtlar kullanılmaksızın elektrik ve ısı üretimi sağlayan düşük karbonlu bir teknoloji olarak tanımlanıyor. Çevreci kuruluşlar ise bir yandan nükleer enerjinin zehirli atık ve nükleer erime tehlikeleri göz önünde bulundurulduğunda yıkıcı sonuçları olabileceği konusunda insanları uyarıyor.


Rusya’nın Ukrayna’yı işgali başlamadan önce Japonya’nın da dahil olduğu birçok ülkede elektrik fiyatları geçmiş yıllara göre en yüksek seviyelere ulaşmış durumdaydı. Mart ayı elektrik faturalarının ise Japonya’da son beş yılın en yüksek faturaları olacağı tahmin ediliyor. Bununla birlikte geçtiğimiz 16 Mart gecesi ülkenin kuzeydoğusunda yer alan Tohoku bölgesinde meydana gelen 7,4 şiddetindeki depremin elektrik şebekesini germesi Japonya’daki bir düzine elektrik santralinin devrilmesine sebep oldu. Geçen hafta Japonya’da yaşanan aşırı soğuk havanın da birleşmesiyle Tokyo’nun da içinde bulunduğu 15 ilde elektrik kesintisi yaşandı. Ülkedeki güneş enerjisi üretimi düşüşe geçti ve bu düşüşü dengeleyecek yeterli doğal gaz ve kömür santrali bulunmadığından dolayı kısa süreli bir kriz meydana geldi. Bu ilk kez Tokyo için elektrik arzı uyarısına yol açtı. Krizi çözmek ve enerji kesintilerini durdurmak için Japonya hükümeti vatandaşlarından ve işletmelerden elektrik tüketimini büyük ölçüde azaltmalarını ve termostatlarını 20 santigrat dereceye ayarlamalarını istedi. Yaşanan kriz Japonya’nın enerji altyapısındaki problemleri gün yüze çıkardı ve ülke çapındaki tartışmaları alevlendirdi.


Ülkedeki tartışmaların en başına gitmek gerekirse 2011 yılında ülkede meydana gelen 9 şiddetindeki deprem ve sonrasında Fukuşima’da yaşanan felaketlere dönmek gerekir. Yaşanan depremin ardından büyük bir tsunami dalgası Fukuşima’da yer alan Dai-Ichi nükleer tesisini vurmuş ve Çernobil’den sonra yaşanan en büyük ikinci nükleer santral kazası yaşanmıştı. Tsunami dalgası reaktörün soğutma sistemlerine hasar vererek sistemlere giden gücü kapatmış ve üç adet reaktör çekirdeğinin erimesine sebep olmuştu. Yaşanan deprem ve nükleer kazanın hemen ardından Japonya hükümeti, ülkedeki elektrik ihtiyacının yaklaşık %30'unu sağlayan ve 54 reaktörün bulunduğu nükleer reaktör filosunu tamamını kapatma kararı almıştı. 2011 depreminden sonra ülkedeki muhalif güçlerin duruşu ve yavaş işleyen bir düzenleme sürecinin sonucunda ise sadece 10 tane nükleer santralinin yeniden açılması kararı alındı. Kapatılan nükleer santrallerden elde edilen elektriği karşılamak için ülkede güneş santrallerine, doğal gaz ve kömür santrallerine geçiş yapıldı. Günümüzde Japonya, kullandığı elektriğin %10’undan daha az bir miktarı nükleer enerjiden sağlıyor. 11 yıl önce yaşanan bu olaylar nükleer enerjiye karşı öfkeli bir muhalefete yol açarken geçtiğimiz günlerde aynı bölgede yaşanan 7,4 şiddetindeki deprem hükümetin tam tersi bir politikaya karşı göstereceği ılımlı yaklaşımın ilk tohumlarını yeşertiyor olabilir.


Bazı argümanlar, 16 Mart gecesi yaşanan elektrik kesintilerinin eğer ülkede daha fazla nükleer santral faaliyet gösterseydi engellenebileceğini savunuyor. Bir başka tarafta yaşanan Rusya- Ukrayna savaşıyla beraber dünya çapında artan fosil yakıt fiyatları ve hala tam olarak güvenilirliği sağlanmamış olan yenilenebilir enerji kaynaklarına artan bağımlılığın Japonya’nın elektrik şebekesinde daha fazla dalgalanmalara ve istikrarsızlığa sebep olabileceği iddialar arasında yer alıyor. Bunlara karşılık olarak Japonya hükümeti şu an için herhangi bir sıkıntı bulunmadığını söylese de ülkedeki kömür santrallerinden bazılarının hasar gördüğü ve devre dışı kalma ihtimallerinin olduğu Japon basınına yansıyan bilgiler arasında. Öte yandan Japonya, kullandığı petrolün yaklaşık %5’ini LNG’nin ise yaklaşık %8’ini Rusya’dan ithal ediyor. Rusya, Japonya için en büyük beşinci LNG ve petrol tedarikçisi konumunda bulunuyor. LNG’nin küresel bir arz sıkıntısı ile karşı karşıya olan bir yakıt olduğu düşünüldüğünde şu an için Japonya’nın LNG alımını arttırması pek mümkün durmuyor. Yenilenebilir enerji ise hala fosil yakıtlara olan bağımlılığı azaltmada kısa vadeli bir çözüm olarak yer almıyor. Tartışmalı bir seçenek de olsa nükleer reaktörlerin yeniden güvenli bir şekilde kullanılır hale getirmek iyi bir seçenek olarak duruyor. Japonya’nın 2030 enerji hedeflerine ulaşması için yaklaşık 33 adet nükleer reaktörünü yeniden kullanılır hale getirmesi gerekiyor. Şu an için sadece 10 adet çevrimiçi nükleer reaktörü bulunan Japonya’nın bu süreci hızlandırabilmek için yerel hükümetlerden ve ulusal düzenleyiciden onay alması gerek.


Ülkenin önde gelen gazetelerinden biri olan Nikkei yıllardır ülkede nükleer reaktörlerin yeniden kullanıma açılması konusunda anketler yapıyor. Yayınlanan son anketin sonuçlarında ise ilk defa Fukuşima felaketinden sonra kullanım dışı bırakılmış nükleer reaktörlerin yeniden açılması %53’lük bir çoğunlukla galip gelmiş durumda. Bu 2011 yılında yaşanan felaketlerden sonra ilk defa çoğunluğun nükleer enerjiyi desteklediği anlamına geliyor. 2021 yılının Eylül ayında yapılan benzer bir ankette kullanım dışı bırakılmış nükleer reaktörlerin yeniden açılmasını destekleyenlerin oranı %44 iken şu an %53’e yükselmiş bulunuyor. Bir aydan fazla zamandır süren Rusya- Ukrayna savaşının bu anket sonucu üzerinde bariz bir etkisi olduğu söylenebilir. Uluslararası Enerji Ajansı'nın eski yönetici direktörü Nobuo Tanaka ise geçtiğimiz haftalarda nükleer reaktörlerin yeniden açılması konusuna farklı bakış açısıyla yaklaştığı bir röportaj verdi. Dünyanın en büyük ikinci LNG ithalatçısı olan Japonya’nın nükleer santrallerini yeniden açması durumunda ülkenin Avrupa’ya yeniden LNG satabileceğine değindi.


Dünya ülkeleri global boyutta bir enerji krizinin içindeyken süregelen Rusya- Ukrayna savaşının etkileriyle de baş etmeye çalışıyorlar. Rus enerjisine olan bağımlılığın azaltılması için ülkeler ve uluslararası kuruluşlar çeşitli kararlar alırken Rusya’ya uygulanan yaptırımların sayısı da her geçen gün artıyor. Japon hükümeti uygulanan yaptırımlar ve Rusya’nın gaz ve petrol arzının kesilmesi konularında ABD ve Avrupa ile görüşmelerde bulunuyor. Ayrıca Başbakan Fumio Kishida, Suudi Arabistan ve BAE'nin liderleriyle de Japonya’ya kesintisiz enerji arzı sağlamak için diplomatik görüşmeler gerçekleştiriyor. Nükleer enerji kullanımının arttırılması ise Rusya-Ukrayna savaşı ile birlikte çeşitli ülkelerde daha olumlu bir potada değerlendiriliyor. Japonya’nın yıllar sonra nükleer enerjiye olan ılımlı tutumunun ve yapılacak değerlendirmelerin beraberinde neleri getireceği önümüzdeki günlerde belli olacaktır.