Synergy Logo TR.png

Enerji Güvenliği 3.0: Gerçekten Değişen Bir Şey Mi Var? - Barış Sanlı



Enerji güvenliği konusunda birçok tanım yapılabilir. Ama muhtemelen en kısa ve en açıklayıcı olan “enerji üzerinde zamansal ve mekânsal” kontrol olacaktır. Güvenlik olgusu ve kelimesi gerek İngilizce de, gerek Türkçe de tehditleri değil, gelecek her türlü tehdide karşı bir dayanıklılık, cevap verme yeteneği gibi düşünülebilir. Dolayısıyla tehdit belirsizdir. Kısaca “ne olursa olsun”, sistemin orijinal durumunun korunması mantıklı fakat sorgulanabilir bir betimleme olacaktır.


Yukarıdaki tanıma göre, zaten “enerji güvenliği sağlanmış mıdır?” sorusunun cevabı hep muğlak olacaktır. Çünkü tehdit veya sistemin orijinal kararlılığını bozacak birçok olay gerçekleşmemiştir. Özellikle depolamanın olmadığı elektrik sektöründe bu daha da görünürdür. Türkiye’nin ilk 420 kV hatlarında Mısır Akbabalarının sebep olduğu “kusursuz” kesintiler akademik yayına konu olmuş, ilginç olaylardan biridir.


Fakat her şey bu kadar da belirsiz değildir. Belirsizliğin bilimsel izdüşümünü olasılık olarak değerlendirmek ve olasılıksal metodları kullanmak mühendis yaklaşımıdır. Gelişmiş bilgisayar teknolojisi ve yapay zeka gibi yöntemlerle olasılıksal yaklaşımların büyük veri ile daha çok yol alacağını düşünebiliriz. Mevcut teknik ilerlemelere baktığımızda, gelecek 10 yılda geçtiğimiz 100 yıldan daha büyük bir ilerleme beklenmektedir. Bunun da bazı sonuçları olacaktır.


Peki geçmişte enerji güvenliği kavramı nasıl şekillendi?


Enerji güvenliğini 3 döneme ayırabiliriz. Bu dönemlere birer anahtar kelime verebilecek olursak:

1. İlk dönem: Çeşitlendirme

2. İkinci dönem: Kurumsallaşma

3. Üçüncü dönem: Öngörü


Bu üç dönemi birlikte düşündüğümüzde öngörü zaten tüm süreçlerin en önemli parçası gibi görülebilir. Aynı şekilde çeşitlendirme de, kurumsallaşma da. Ama dönemler itibari ile bazı şeylerin öne çıktığı bazılarının da öneminin azaldığı kısımlar vardır. Sonunda enerji, insan ve makine aktivitesinin bir gereğidir. İçinde insanın hayatta kalması için kullandığı yöntemlerin tamamı mevcuttur.


İlk dönemde, Daniel Yergin’in Churchill’e atıfla belirttiği gibi, “variety”, çeşitlendirme ana argümandır. Çeşitlendirme derken, Churchill’in dünyanın kömür üretimindeki en önemli ülkelerden İngiltere’de, gemileri kömürden petrole geçirmesi bugün alkışlanırken, o zaman içinde akıl dışı bir davranıştır. Çünkü kömür hemen yanında, istediği anda ve kontrolündedir. Ama petrol İran’dan ve diğer coğrafyalardan gelmektedir.


Peki Churchill bunu neden yaptı? Tek bir sebepten, hız. Petrole geçen İngiliz gemileri Alman gemilerine göre hız avantajı kazanıyordu. Tabii ki, kömür depolama, kazan yakma gibi konularda gelen ek getirileri de vardı. Peki bu maliyet etkin miydi, ucuz muydu? Kesinlikle hayır.


Bunun bir izdüşümünü de Türkiye’ye Rusya’dan doğal gaz getirilmesinde bulabiliriz. Aslında maliyet olarak düşünülürse odun yakılsa daha ucuza gelecek bir sistem yerine, şehirlerin temizliği ve konforu düşünülen bir başka enerji kaynağına hem de hızlı bir geçiş yapılmıştır. Aynı çeşitlendirme vurgusunu Türkiye doğal gaz gelişiminde de görüyoruz. Tüm sürece baktığımızda, gelecek enerji dönüşümlerini de “ucuz” diye pazarlamak toplumsal kabulü anlamında engeller oluşturur.


İkinci dönemde ise öncüsü biraz 1900lere dayanan ama belki Avrupa Kömür ve Çelik Birliği’nden OPEC’e, IEA’e, IRENA’ya ve belki son kısımda Avrupa Birliği’nin “Energy Union” fikrine kadar getirebiliriz. Peki enerji güvenliğinde neden kurumsallaşma diye özel bir dönem adlandırması yaptım? Çünkü çeşitlendirme, coğrafi bir dağınıklılık getirdi ve artık bu olay benzer kaygılarla bir çok kişiye dokunmaya başladı. Bunların bir kısmı üretici (OPEC, GECF), bir kısmı tüketici (IEA) bir kısmı da bunların karışımıdır (IRENA, IEF vs.).


Bu dönemdeki ana kaygı koordinasyondur. Kurumsallaşmada insanlığın ürettiği bilgi, tecrübe ve derslerin kayıtlarının tutularak bilgi asimetrisinin giderilmesi esastır. Genelde yayın yapmayan (ki aşama aşamadır: istatistik rapor, plan, alınan dersler raporları gibi) kurumlar kurumsallaşamazlar. Bu sebeple IEA ve OPEC gibi kurumların piyasaları etkileyen aylık raporları vardır. Artık enerji sektörü çok büyüktür ve bilgi çok akışkandır. Bunun bir şekilde bilgi değişimi ile yönlendirilmesi şarttır.


Son dönem ise biraz daha 2010’lardan sonra başlayan “Öngörü” dönemidir. Birçok gelişmekte olan ülkede kurumlara Tanrı gibi bakılır, yani olayları engelleyebilen tarih yönünü değiştiren hareketler yapabilecek araçlardır. Oysa doğası gereği kurumlar ex-post yani arkadan çalışır ve bir öngörü ile hareket ederler. Bu kurumlarda “doğru insanlar” olsa kurumlar çoktan doğru müdahaleleri yapabilirlerdi gibi yanlış yaklaşımlar vardır. Ben buna “uçak kazası paradigma”sı diyorum.


Uçak kazası paradigmasında, o uçağı o pilot olmasaydı, o kule personeli olmasaydı o kaza olmazdı o zaman suçlu pilot veya kule görevlisidir diye yaklaşarak çözebiliriz. Bu ise kolaycılıktır. Gelişmiş yöntemler “insan suçlu” yerine “sistemik suçlu” arar. Çünkü insan suçlu arayan kurumlar, yapısal sorunları görmezler ve “sorunlu insan” sistemden çıkınca her şey çok iyi çalışır zannederler. Oysa bu daha büyük sorunların hazırlayıcısıdır. Kısa dönemli insan suçlama ile uzun dönemli sistem tasarımı arasında bir tercih gerekir. Bu sebeple “uçak kazası belgeselleri”nin son kısmında, süreçlerin tekrar tasarlanarak o insanın o hatayı yapsa da sistemin bunu engellediği yapıların kurulması anlatılır.


Aynı şekilde 2010’lara kadar enerji sistemi siber saldırılara, kesintilere karşı koyan bir nevi bu tehditleri kurşun yağmurları ile savan bir yapı olarak görülüyordu. Fakat bu kibrin yerini bir mütevaziliğe bıraktığını görüyoruz. Yani sistemin orijinal dengesinden bir şekilde uzaklaşabileceği ama bu dengeye tekrar nasıl geleceğinin güvenlik olgusunun temelini oluşturduğu bir döneme giriyoruz. Bunun için de elektrikteki gelişime bakmak faydalı olacaktır. Çünkü net sıfır politikalarının hemen hemen tamamında 2050’de toplam tüketimin yarısının yani geleceğimizin elektrik olacağı öngörülmektedir.


Canay Özden Schilling’in, bir antropoloğun gözünden elektrik piyasa gelişimini anlattığı “The Current Economy Electricity Markets and Techno-Economics” kitabında elektrik piyasasının evrelerine farklı bir yaklaşım vardır. Mühendislik bir sisteme, biyolojik sistemlerden bir kararlılık yaklaşımı geliyor. Bu adını zor telaffuz ettiğimiz Fred C. Schweppe’in “Homeostatic Utility Control”i bugün ki akıllı şebekenin belki daha ileri bir tanımıdır. Çünkü temelde bu çelik ve elektron yığınını biyolojik bir sistem gibi kararlı hale getirmeye çalışıyoruz.


Sonra sisteme politik bir müdahale ile piyasalaştırma çabaları başladı. Aslında birçok şey sıfırdan icat edilmedi, birçok teori 1950’lerden beri mevcut olmasına rağmen bunun elektrik sektörüne uygulanıp uygulanmayacağı kesin değildi. Mekanik bir fiyat oluşumu aslında birçok kişiyi yanıltmaktadır. Fiyat doğal olarak elektrik piyasalarında tasarlandığı gibi oluşmamaktadır. Asıl olan binlerce el değiştirme ve işlemin kontrolsüz olarak olmasıdır.


Bu sebeple birçok kişi, elektrik piyasasını modelleyince fiyatlama meselesini anladıklarını zannedebilirler. Bu sebeple bir de benzer modellerle petrol fiyatını denemeleri tavsiye edilebilir. Çünkü petrolde fiyatlar bir yönetmelik veya düzenleme ile belirlenmiyor. Tamamen insan ve makine hareketleri ile belirlenen bu alanda, karmaşıklaşan finansal hareketler ile artık sadece yaklaşımlardan konuşabiliyoruz. Mesela opsiyonlardaki gammanın petrol fiyat hareketlerine etkileri gibi konular da fiyat oluşumunda ciddi belirleyici olabilmektedir.


Son olarak ise önce Excel tabloları ile dijital olarak kurmaya çalışılan elektrik sistem modelleri, sonra yazılımlar, fakat daha sonra ise “optimizasyon” vurgusu ile farklı bir noktaya evrildi. Türkçesi ile eniyileme denilen bu aşamada artık tüm sistem eniyilemesi en önemli amaçlardan biriydi. Ama eniyileme ve fiziksel gerçekliğin sayısal gölgesini makro-büyük ölçekte birleştirmek önem kazanıyor.


Uzun süredir konuşulan sayısal ikizler oluşturmak şebeke ve tüm bir enerji sistemi için de geçerli olacaktır. Aslında 2000’lerde şebeke ve enerji sistemi sayısal akışlar olarak modellenirken, önümüzdeki dönemde fiziksel varlıkların da rüzgâr, hava durumu gibi etkilerle kablo bağlantılarına kadar dijital ikizlerinin çıkarılacağı bir dünyayı uzak görmemek lazım. Uydu teknolojisi ile görüntü kalitesi arttıkça, bunu zaten mevcut olan topografi verileri, belki birkaç özel uçuşla da halletmek zor olmayabilir.


Yani öngörü kavramı, modelle karmaşık modelleri t zamanından ileri taşımanın ötesine geçmektedir. Belki öngörü kavramının yeni şekillenmesini şu dört ana başlığa ayırabiliriz:

1. Tehdit olayların daha da artacağını kabul etmek (mütevazilik)

2. Gelişmiş ve saniye bazında hava gözlemi ve lokal ölçekte tahmini

3. Sistem dengesi için yeni topoloji ve otomasyon-yapay zeka sistemlerinin devreye alınması

4. Tam çöküşten geri kurtarma süresini düşürmek


Çünkü artık elektriğin toplam enerjideki payı daha da artacaktır. Yani hayatımız elektriğe daha bağımlı hale gelecektir. Depolama dönüştürücüdür. Ama “depolama gelecek dertler bitecek” yaklaşımı da zaman alacaktır. Aslında depolama, enerji güvenliğindeki en temel sorunu çözmektedir: Mekansal ve zamansal kontrol. Bu sebeple tüm enerji kaynaklarında depolama hayati önemdedir. Bu kış Avrupa doğal gaz seviyelerini takip ediyoruz, yükselen petrol fiyatlarına 5 büyük ülke stoklarından ürün çıkararak cevap vermeye çalıştı.


Fakat depolama sistemlerinin siber güvenliği de önemli olacaktır, anlık artış ve düşüşleri hızlı olan bu şebeke araçlarının kötü amaçlı kontrolü, sistemleri çok hızlı çökertebilir. Belki de depolama, mikro kontrol yapıları, sayaç gibi aboneliğin bir parçası olacaktır. Fakat bu yine de tüm sistem güvenliği sorununu çözmez.


Sonuç yerine:


İyi bir yazı da, yazı bittiğinde okuyanın kafasında tartışmanın devam etmesi esastır. Fakat abartmamak da gerekebilir. Enerji güvenliğinde de ister istemez olumlu veya olumsuz etkileri ile yapay zeka, siber güvenlik, uç hava olayları önemli gündem maddeleri olacak. Geleceği beklemek yerine bugünden fikir havuzları oluşturmak tartışmaları zenginleştirecektir. Bu yazı da bu havuza bir katkıdır.