Synergy Logo TR.png

Türkiye’de Nükleer Zararlara İlişkin Hukuki Sorumluluk - Erkin Sancarbaba


Günümüz koşullarında ülkelerin istikrarlı enerji arzını tesis edebilmeleri, ulusların güvenliğini ve geleceğini ilgilendiren bir meseledir. Türkiye açısından, enerji güvenliğinin garanti altına alınması, ulusal çıkarların korunmasını temsil etmektedir. Bu doğrultuda Türkiye, uzun vadeli ve istikrarlı enerji arzının tesisi için sağlam bir irade ortaya koyarak bölgedeki diğer ülkelerden pozitif olarak ayrışmıştır. Gerek uzun vadeli enerji kontratları, gerekse gelecek nesillerin enerji ihtiyacını karşılayacak mega projelerle ileriye dönük, rasyonel bir enerji politikası ile ani volatilitelerin ve jeopolitik risklerin bertaraf edilmesi amaçlanmıştır. 2015 yılında yapımına başlanan ve 2023 yılında faaliyete geçmesi planlanan Akkuyu Nükleer Güç Santrali, mevzubahis uzun vadeli çıkarları gözeten enerji politikasının uygulama alanındaki başarılı örneklerden biridir. Zira nükleer enerji gelecek vadeden ve verimli bir enerji kaynağı olmasının yanı sıra, Türkiye’nin hedeflediği istikrarlı ve temiz enerji arzı açısından uygun koşulları barındırmaktadır. Ancak nükleer enerji üretimiyle birlikte bazı risklerin ve güvenlik kaygılarının ortaya çıkması dolayısıyla belirli hukuki düzenlemelerin hayata geçirilmesinin gerekliliği tartışılmaz bir gerçektir. Bu doğrultuda hazırlanmış ve yaşanabilecek nükleer hadiseler neticesinde üçüncü kişilere karşı hukuki sorumluluk hükümlerini düzenleyen çeşitli uluslararası sözleşmeler mevcuttur. Bunlardan bir tanesi, Türkiye’nin de taraf olduğu 1960 Tarihli Nükleer Enerji Alanında Üçüncü Şahıslara Karşı Hukuki Sorumluluğa İlişkin Paris Sözleşmesi’dir (Kısaca “Paris Sözleşmesi” olarak ifade edilecektir). Bir diğeri ise 1963 Tarihli Nükleer Zararlar Hakkında Hukuki Sorumluluğa İlişkin Viyana Sözleşmesi’dir. Türkiye Cumhuriyeti’nin de tarafı olduğu Paris Sözleşmesi, üçüncü kişilere karşı hukuki sorumluluk bağlamında önemli düzenlemeler içermekle beraber sözleşme, genel çerçeveyi belirlediğinden dolayı iç hukukta, mevzubahis alanı kapsayan bir düzenlemenin henüz yapılmamış olması önemli bir eksiklik teşkil etmekteydi. Nitekim Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilen 7381 sayılı Nükleer Düzenleme Kanunu kapsamında, nükleer zararlara ilişkin hukuki sorumluluk konusu ayrı bir bölüm halinde (Beşinci Bölüm) ele alınmış ve kurala bağlanmıştır.


Yasal düzenleme ile yürürlüğe girecek kanunlar ve Paris Sözleşmesi arasındaki ilişki ortaya konulmuştur. İşletenin kusursuz sorumluluk halleri ile sınırlı sorumluluk halleri netleştirilmeye çalışılmıştır.


Nükleer zararlarda işletenin sorumluluğunun sınırlarının önceden belirlenmesi önemlidir. Paris Sözleşmesi kapsamında işletenin sorumluluğunun alt sınırları belirlenmiştir; ancak ülkelerin kendi iç dinamiklerine göre sınırların belirlenmesinde yönetilebilir bir yapı oluşturmak daha rasyonel bir yaklaşım olacaktır. Yapılan düzenlemede, tesis ya da faaliyet türüne göre değişen 70 milyon Euro ile 700 milyon Euro arasında işleten sorumluluğu belirlenmiştir. Diğer bir önemli husus ise, işletenin sorumluluk sınırını aşan zararların Devlet tarafından karşılanacak olmasıdır. Bahse konu işleten sorumluluğunun sınırlarının belirlenmesi esnasında Paris Sözleşmesi kapsamında mevcut olan alt sınırlar esas alınmıştır. İşletenin sorumluluğunun sınırlarının çok daha yüksek meblağlarda belirlenmesi mümkün olmakla birlikte, sigorta ve teminat maliyetleri hesaba katıldığında hem bu durumun üretim maliyetine olumsuz etkileri hem de sigorta ve teminat bulunmasındaki güçlükler dolayısıyla sorumluluk sınırlarının yönetilebilir bir düzeyde belirlendiği anlaşılmaktadır. Bu doğrultuda nükleer enerji yatırımlarının hayata geçirilebilmesi açısından işletenin sorumluluğunun sınırlarını makul bir ölçüde tutmak önem arz etmektedir. Kaldı ki, nükleer enerji üretimini seçen ülke devletlerinin bunun doğal bir sonucu olarak işletenin sorumluluğunu aşan zararların tazmini ile de sorumlu olmaları kaçınılmazdır. İşletenin sorumluluk sınırları dâhilinde nükleer zararların oluşması halinde zararı nasıl tazmin edileceği sorusuna yanıt verilmesi, dünya örneklerinde olduğu gibi sigorta yaptırma veya teminat gösterme ile mümkün olacaktır. Nitekim yapılan düzenleme ile bu husus kurala bağlanmıştır.


Parasal değer olarak bu kadar yüklü tutarın sigortalanmasının kolay olmayacağı düşüncesinden hareket edilerek, “nükleer sigorta havuzu” kurulması esası benimsenmiştir. Bu son derece olumlu bir yaklaşım olmuştur. Türk Reasürans A.Ş.’nin kuruluş gerekçelerine ve faaliyetlerine bakıldığında bu şirketin, nükleer sigorta havuzunun işleyişinde aktif rol alacağını belirtmek mümkündür.


Nükleer zararların tazmininin şekli ve tutarı, kusursuz ve münhasır sorumluluk ilkesi esas alınarak Türk Borçlar Kanunu hükümlerine göre tayin edilecektir.


Nükleer zararlardan etkilenen kişiler; zararların tazminini, sorumluluk sınırları içinde, doğrudan işletenden talep edebilecekleri gibi sigortacıdan, nükleer sigorta havuzundan ve diğer teminat verenlerden isteme hakkına da sahip olacaklardır. Zararlardan etkilenen üçüncü kişiler, belirtilen kişilere karşı doğrudan dava açabileceklerdir. Ancak gerek zararın belirtilen kişilerden talep edilmesi hakkının gerekse doğrudan dava açma hakkının istisnası, Cumhurbaşkanınca Nükleer Zarar Tespit Komisyonu’nun kurulmasıdır. Nükleer Zarar Tespit Komisyonu, nükleer zararın kanunda belirtilen sorumluluk sınırlarını aşabileceği durumlarda kurulacaktır. Bu durumda nükleer zararlar komisyon marifetiyle tazmin edilecektir. Komisyon kurulması durumunda işletenin sorumluluk sınırı Hazine ve Maliye Bakanlığınca işletenden veya işletenin sigortacısından; ya da teminatın paraya çevrilmesi suretiyle tahsil edilecektir.


Yapılan düzenlemede ayrıca rücu hakkı ve zamanaşımı ayrıntılı olarak ortaya konulmuş ve Türkiye Cumhuriyeti egemenlik alanında gerçekleşen bir nükleer hadise ile ilgili olarak Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinin yetkili olduğu kurala bağlanmıştır.


Nükleer Düzenleme Kanunu’nun Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmesi, Türkiye’nin amaçladığı öngörülebilir ve yönetilebilir enerji politikası doğrultusunda atılmış önemli bir adımdır. Yakın gelecekte faaliyete geçecek olan Akkuyu Nükleer Güç Santrali sayesinde Türkiye, nükleer enerji üretebilen ülkeler arasında yerini alacaktır. Nükleer enerji alanında üçüncü kişilere karşı hukuki sorumluluğun düzenlenmesi, ortaya konulan enerji politikalarının öngördüğü kazanımlarla paralellik göstermektedir. Türkiye’nin öne çıkardığı, istikrarlı ve uzun vadeli hedefleri gözeten enerji politikasının hayata geçirilmesi, Türkiye Cumhuriyeti kurumlarının koordinasyon içinde ve çözüm odaklı çalışmasıyla mümkün olacaktır. Gerekli hukuki altyapının oluşturulması ve düzenlemelerdeki eksikliklerin giderilmesi, enerji alanında belirlenen hedeflere ulaşılabilmesi açısından önem arz etmektedir. Bu açıdan Türkiye Büyük Millet Meclisinin ortaya koyduğu somut irade; Türkiye’nin uygulamakta olduğu enerji politikası doğrultusunda öngörülen hedeflere ulaşılabilmesi amacıyla yapılacak düzenlemelerin ivme kazanması açısından ve hâlihazırda mevcut olabilecek hukuki sorunların tespiti ve çözümü açısından uygun ortamı tesis etmektedir. İstikrarlı ve uzun vadeli hedefler içeren enerji politikası kapsamındaki stratejik enerji yatırımlarının hayata geçirilebilmesi ve yeni yatırımların planlanabilmesi açısından gerekli olan hukuki zeminin tam olarak oluşturulması zaman alacak olsa da, bu amaç doğrultusunda yapılacak çalışmaların artarak devam etmesi hayati önem taşımaktadır.